Kökeni Antik Yunan’a kadar uzanan “demokrasi” terimi, devletin halk tarafından yönetilmesidir (Heywood, 2013). Demokrasiyi temel alan demokratik yönetimde halkın bir topluluk hâlinde yönetime katılması söz konusudur (Sencer, 1985). Bir devlet veya bir örgütte bulunan herkesin yönetimde söz hakkı bulunduğu için birçok araştırmacı tarafından demokratik yönetim, katılmalı yönetim veya katılımcı yönetim olarak nitelendirilmektedir (Fişek, 2015; Kanten ve Ülker, 2014; Titrek ve Zafer, 2009). Örgütler göz önünde bulundurularak ele alındığında ise demokratik yönetim tarzında çalışanların örgüt yönetimine katılmaya teşvik edildiği söylenebilir.

Demokratik yönetim tarzı, yöneticinin bu görevi yerine getirirken çalışanları da dikkate aldığı yönetim tarzıdır. Bu tarzı benimseyen yönetici, önemli kararlar alırken çalışanların da görüşüne başvurmaktadır (Zorlu, 2009). Çünkü çalışanların örgütte kendilerini ilgilendiren kararlarda etkili olmaları, onların verimini de artırarak örgüte katkı sağlamaktadır (Başaran, 2004).

Demokratik yönetim tarzı ile yönetilen örgütlerde yöneticiler, çalışanlara saygılı davranışlarda bulunmaktadır. Yönetici, çalışanlara kendisiyle aynı konumdaymış gibi davranmaktadır (Lunenburg ve Ornstein, 2013). Yöneticinin davranışlarında insana verilen değeri görmek mümkündür. Bu yönetim tarzında çalışanların fikirlerine önem verilmekte, olası fikir ayrılıkları ise saygı ile karşılanmaktadır (Başaran, 2004). Yöneticinin davranışlarında eşitlikçi anlayış göze çarpmaktadır. Yönetici hem kendisini çalışanlarla eşit görmekte hem de her çalışanına eşit davranmaya gayret göstermektedir. Yönetici örgüt içi adaleti sağlamaya önem verdiği için bu yönetim tarzında kimseye imtiyaz tanınmayarak herkese eşit imkânlar sağlanmaya çalışılmaktadır (Ulukan, 2017).

Demokratik yöneticinin eşitlikçi davranışları çalışanlarla iletişiminin de çift yönlü olmasına zemin hazırlamaktadır. Lunenburg ve Ornstein’a (2013) göre yöneticinin açık iletişimi, çalışanların yöneticiye istedikleri zaman ulaşabilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle iletişim hem yukarıdan aşağıya hem de aşağıdan yukarıya çift yönlü olarak gerçekleşmektedir (Başaran ve Çınkır, 2013). Katılımcı bir yönetim tarzını benimseyen yönetici, örgütteki insanlarla iletişime önem vermektedir. Çalışanlara her konuda açıklama yapmaya hazırdır. Yönetici, çalışanlarla iletişim kurarak önemli konularda onları bilgilendirmektedir (Zorlu, 2009). Yönetimle ilgili kararlarda sık sık çalışanların görüşüne başvurulması, iletişime ne kadar önem verildiğini göstermektedir.

Demokraside halkın yönetime katılması esas olduğu için demokratik yönetim tarzını benimseyen yöneticiler, çalışanların fikir ve önerilerine değer vererek onların yönetime katılmalarını beklemektedir (Heywood, 2013). Bunun için örgütte yönetici ile çalışanlar arasında iş birliği kurulmaya çalışılmaktadır. Çalışanlar yönetimde söz sahibi yapılarak örgüt yönetimine ortak edilmektedir. Bu nedenle çalışanların sadece kendi görevlerini yerine getirmeleri yeterli görülmemektedir. Demokratik yönetim tarzında çalışanların etkili kararlar alınmasına katkıda bulunmaları da beklenmektedir.  Dolayısıyla bunu gerçekleştirebilmek için çalışanların yeteneklerini geliştirerek sergilemeleri teşvik edilmektedir.

Karar verme sürecine katılan çalışanların alınan kararların uygulanmasında çok etkin olacakları düşünülmektedir (Fişek, 2015). Çalışanların yönetime katılması, onların motivasyonuna büyük katkı sağlamaktadır (Lunenburg ve Ornstein, 2013). Her ne kadar örgütün işleyişi tamamen kendilerine bırakılmasa da yönetici ve yönetilenler arasında uzlaşmanın sağlandığı bir yönetim anlayışında, ortaya çıkabilecek olumsuzluklar azalmaktadır. Demokratik yönetici, çalışanların motivasyonuna önem verdiğinden örgütün amaçlarını uzlaşı ile gerçekleştirmeye gayret etmektedir (Teyfur, 2011). Çalışanların yönetime katılmalarını teşvik etme ve becerilerini ortaya çıkarma çalışmalarını motivasyon sağlamaya yönelik adımlar olarak değerlendirmek mümkündür.

Çalışanların yönetime katılmasını sağlayarak onları motive eden demokratik yönetici, çalışanlarının kendine sağladığı destekten güç almaktadır (Zorlu, 2009). Çalışanlar dışarıdan bir zorlama ile iş yapmadıkları için başlarında yönetici bulunmasa da örgüt faaliyetleri düzenli olarak devam etmektedir (Ulukan, 2017). Kendilerini sürekli gözetim altında hissetmeyen çalışanlar, yöneticinin güvenini boşa çıkaracak davranışlardan da kaçınmaktadır.

Çalışanlara yetki verilerek karar alma sürecine dâhil edilmesi, onların yönetime destek vermesini sağlamaktadır. Çünkü yöneticiye verilen destek aynı zamanda çalışanların katkı sağladığı kararların arkasında durmaları anlamına gelmektedir (Örs, 2010). Çalışanlar yönetimde söz hakkına sahip olduğu için karşı oldukları kararlar zaten uygulamaya geçmemektedir. Bu sebeple uygulamadaki kararlar çalışanların onayından geçen kararlar olmaktadır. Durum böyle iken örgütü demokratik tarz ile yöneten yönetici, arkasında çalışanların desteğinin olduğunu bilerek örgütü yönetmektedir.

Yönetici, çalışanların desteğinden güç aldığı için bu desteği kaybetmesi onu güçsüz bırakmaktadır. Çalışanların yönetimde etki sahibi olmaları nedeniyle yönetici üzerinde de etkilerinin olduğu görülmektedir. Kararlar birlikte alındığı için yönetici, kararları uyguladığı takdirde örgütün işleyişinde büyük bir problemin olmayacağı söylenebilir. Fakat yöneticinin kararları uygulamaması, bir kaos ortamı oluşmasına neden olabilir. Örgütlerde kararların uygulanması yöneticilerden beklenirken bu kararlar çalışanlar ile birlikte alınmaktadır. Dolayısıyla çalışanların birlikte alınan kararların nasıl uygulandığını denetlemeleri söz konusudur. Demokratik yönetim tarzını benimseyen yöneticiler, şeffaf bir yönetim benimsedikleri için yönetimle ilgili konularda çalışanları bilgilendirmeye hazırdırlar.

Demokratik yönetim tarzı ile yönetilen örgütlerde insanların birbirlerine saygı duyduğu bir ortam bulunmaktadır (Bektaş, 2014). Farklı görüşlerde insanlar bunu rahatça ifade edebildiklerinde örgütsel çatışmalar azalmaktadır (M. Aydın, 2014). Örgüt içinde açık bir iletişim olduğunda sorunlar konuşularak çözülebilmektedir (Hoy ve Miskel, 2012). Demokratik yönetici, farklılıkları zenginlik olarak kabul ettiğinden çalışanların görüşlerini ifade etmeleri saygı ile karşılanmakta ve farklı görüşlerini dile getirmeleri teşvik edilmektedir (Zorlu, 2009). Böylece yöneticinin çalışanlara duyduğu güven ve karşılıklı saygı neticesinde örgütün faydasına olabilecek fikirler ortaya çıkmaktadır.

Demokratik yönetim tarzı genel olarak olumlu bulunmakta ve demokratik yönetim tarzının örgüt için faydalı sonuçlar doğuracağına inanılmaktadır. Bu nedenle yöneticilerin demokratik bir tarz benimsemesi ve örgütlerde demokratik bir yönetimin olması teşvik edilmektedir. Fakat gerek tecrübesizliği gerekse yetkiyi paylaşmak istememesi nedeniyle yöneticinin demokratik yönetim tarzını benimsemekten kaçınabildiği dikkat çekmektedir. Bununla birlikte yalnızca çalışanların karara katılmasının önemsendiği örgütlerde demokratik bir yönetimin varlığından söz edilebilmektedir. Bu nedenle bütün gücü kendisinde toplamak isteyen ve görev odaklı çalışan bir yöneticinin demokratik yönetim tarzını benimsemesini beklemek yanlış olacaktır. Diğer yandan örgütün demokratik bir yapıda olmaması yalnızca yöneticinin hatası değildir. Çalışanların da yönetime yardımcı olması demokratik yönetimin gereğidir. Bunun için çalışanların da bir kısım yeterliklere sahip olması gerekmektedir. Dolayısıyla demokratik yönetimden beklenilenlere ulaşılabilmesi için yönetimin yetkisini paylaşmaya sıcak bakması, çalışanların da yönetime yardımcı olmaya istekli olması gerekmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

Eklenecektir