Aktif durağanlık, London Business School’da doçent olan ve yeni nesil yönetim alanında yükselen Donald Sull ile yakından tanımlanmış bir kavramdır. Sull, akademik kariyerine geçmeden önce danışmanlık (McKinsey & Company ile) ve özel sermaye (Clayton, Dubilier & Rice) üzerine çalışmıştır.

Aktif durağanlık, yöneticilerin sıklıkla yaşadığı, tamamen yeni bir durum ortaya çıktığında eski tepkilere geri dönmeleri eğilimini ifade etmektedir. Sull, geçmişte başarılı olan faaliyetleri hızlandırarak yönetimin en yıkıcı değişikliklere karşı bu şekilde cevap verme eğiliminin aktif durağanlık olduğunu belirtmektedir. Bu şekilde yöneticiler bir krizden kurtulabilmekte ve değişen pazar koşullarına kolaylıkla uyum sağlayabilmektedir.

En başarılı şirketler bile bazen çevrelerinde oluşan büyük değişikliklerle karşılaştıklarında, genellikle etkili bir şekilde yanıt veremezler. Yeni ürünler, teknolojiler ya da stratejilerle donanmış rakiplere karşı kendilerini savunamazlar. Bu durum da onların satışlarını ve kar oranlarını olumsuz etkilemektedir. Dahası en iyi çalışanları şirketten ayrılmaya başlar. Bazıları bu sürecin sonunda toparlanmayı başarabilmektedir. Ama bu da ancak genellikle küçülme ve yeniden yapılanma turlarından sonra mümkün olmaktadır.

İyi bir şirket neden kötüleşir? Genellikle sorun ile karşılaşıldığında ilk olarak felç etkisi oluşmaktadır. İş koşullarında bir aksama ile karşı karşıya kalan şirket bir anda sanki donar. Her yönden donanımlı şirket yöneticileri, genellikle tehdidi erken tanır, bu tehdidin işler üzerindeki etkilerini dikkatle inceler ve çözüm yolları sunar. Sorun aslında eyleme geçilmemesi uygun olan eylemin seçilememesidir. Sorunun, yöneticinin inatçılığından, tamamen yetersiz kalmasına kadar birçok nedeni olabilir. Ancak en yaygın olanlarından biri aktif durağanlık olarak adlandırılan durumdur. Durağanlık, genellikle hareketsizlikle ilişkilidir. Örneğin masanın üzerinde dururken bilardo topunu düşünün. Fizikçiler aynı zamanda hareketli bir nesnenin mevcut yörüngesinde kalma eğilimini tanımlamak için de aynı terimi kullanır. Aktif durağanlık, bir organizasyonun çevresel değişimlere rağmen, yerleşik davranış kalıplarını takip etme eğilimidir. Geçmişte başarı kazandıran düşünce ve çalışma tarzlarına sıkışmış olan yöneticiler, sorunla karşılaştıklarında tüm denenmiş gerçek aktivitelerini hızlı bir şekilde devreye koyarlar. Böyle davranarak kendilerini bir çukurdan kurtarmaya çalışırken, aslında onu daha da derinleştirmektedirler.

İşletmeleri bu derece rahatsız eden değişiklikler olarak şunlar örnek gösterilebilir;

  • Rakip firmalar tarafından piyasaya yeni teknoloji ile üretilmiş ürünler sürülmesi,
  • Halihazırda bulunan ürünlere teknolojik değişiklikler yapılması,
  • Tüketicilerin beklenti ve alışkanlıklarında meydana gelen değişim ve bu durumun gereği olarak ürünlerdeki yenileşimci değişiklikler.

Örneğin 1990’lı yıllarda ve 2000’li yılların başında Panasonic, Ericsson, Motorola gibi firmalarla rekabet halinde olan ve piyasalarda baskın olan Nokia, akıllı telefon pazarının oluşmasıyla birlikte Apple, Samsung, HTC gibi yenilikçi markalarla rekabet etmeye başladı. Fakat Nokia, geçmiş başarılarını ve tecrübelerini akıllı telefon pazarına yansıtamadı. Aksine Symbian’da ısrarcı oldu. Bu durum, rakiplerinin hamlelerine cevap veremeyen Nokia için sonun başlangıcı olmuştur. 90’lı yıllarda piyasa şartlarını kendi belirleyen Nokia, sonrasında sadece takip eden taraf olmuştur. Nokia 2011’de kendi ülkesi Finlandiya’da dahi akıllı telefon pazar payını %31‘e kadar geriletmiştir.

Olayı derinlemesine ele almak gerekirse öncelikle firma geleceğin dokunmatik ekranlı telefonlarda olduğu gerçeğini ısrarlı bir şekilde kabullenmek istemedi. Tuş takımlı geleneksel telefonlar üretmeye devam etmesiyle önce pazar liderliğini kaybetti, sonrasında da işten çıkarımlarla birlikte  Microsoft’a satılma süreci başladı. Şimdilerde ise elinde son kalan Nokia adı da tarihe karışmamak için direnmektedir.

Sonuç olarak bir dönemin adını dünyaya duyuran marka adı yeniliklere karşı aşırı tutucu davranması ve direnmesi sonucu kendi sonunu hazırlamıştır. Bu durum tüketici beklentilerine karşı duyarsızlığın ve kendi bildiğini okuma yolunda inatçı davranmanın güçlü bir marka için bile nelere mal olabileceğini göstermektedir.

Yararlanılan Kaynaklar

Donald N. Sull (2005). Why good companies go bad.   Harvard Business Review, 77(4), 183.

Hindle, T. (2014). Yönetimde çığır açan fikirler ve gurular (Çev.: Ümit Şensoy). İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları.